Kırgızistan - 96/3/2007 | 22:18
Bişkek nâme - 9
|
'Beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı Felekler yandı ahımdan muradım şem'i yanmaz mı' der Fuzuli,o hepimizin çok iyi bildiği,lise ders kitaplarımızda hiç değişmeden baki kalan ünlü gazelinde.. Şem...Nam-ı diğer; 'Mum'....Hıristiyanlıkta ebat olarak küçük ama önemi son derece büyük bir obje...Kiliselerde çok ucuza, katışıksız balmumları satılır;ince,kalın,büyük,küçük envaisini bulmak mümkün. Kiliseye,sanki bayram yerine gider gibi süslenip en güzel kıyafetlerini giyerek giden Hıristiyanlar,bu mumlardan alarak bir dilek tutarlar;inançlarına göre dilekleri kabul olacaksa eğer mum sonuna kadar yanıp biter,yok olmayacaksa mum yanmaz,çabucak söner.Hıristiyanlığa ait bu inanç sistemi, Karbela'da yaşamını sürdüren Fuzuli'ye nereden ulaşmıştır, nasıl bulaşmıştır bilinmez, ama dilek için mum yakma hadisesini, yukarıdaki beyitte de görmek mümkün... Resmi yasaklayan İslam inancına rağmen,Hıristiyanlıkta resim son derece geniş yere sahip. Camilerde sadece çeşitli ayetlerden alıntılara, Allah ve peygamber lafzına yer verilmesine rağmen; kiliselerde rengarenk tablolar yer alıyor: Hz.İsa ve Hz. Meryem ikonaları ya da ünlü ressamların imitasyonları... Camiye girdiğinizde aldığınız o uhrevi havayı, kiliselerde alabilmek mümkün değil, zira havadan çok duvarlardaki tablolara dikkatinizi veriyorsunuz.Ancak şu da takdire şayandır ki; Hıristiyanlar, kiliselerine bizim camilerimize duyduğumuz saygıdan daha çok saygı gösteriyorlar: kilise bahçesinde sigara dahi içmek yasak, gönüllü insanlar kilise bahçesinde ya da kilisenin iç temizliğinde severek çalışıyorlar. Bizlerin çalınır korkusuyla ,camiye giderken en eski ayakkabımızı giyme alışkanlığına buralarda rastlamak mümkün değil... Ortodoks Hıristiyan Rusların ve Şamanizm - Müslümanlık - Ortodoks - Budizm karışımı bir dine sahip Kırgızların yaşadığı Bişkek'te dinsel kültür; çok karmaşık ama aynı zamanda renkli bir tablo çiziyor: Ölüyü bir çadıra koyup üç gün bekleten ve gelenlere at eti sunan Kırgızların yanında,mumla tedavi yapan doktorlara ve İncil eşliğinde bioenerji uzmanlarına rastlamak mümkün... Hürmüz'le de Ehrimen'le de buralarda tanışabilirsiniz... Burada yaşadığım ama bir türlü adını koyamadığım birkaç olayı aktarmak istiyorum: 1 hafta önce bir sırt problemim oldu; sabah müthiş bir bel ağrısıyla yataktan sürünerek kalktım. Bu da yetmezmiş gibi bir de içgüdüsel bir hareketle rahatlamak adına belimi iki yöne çevirmeye çalıştım. Sonuç; çift taraflı bel fıtığı… Biraz araştırmadan sonra birkaç doktor adresine ulaştım. Birincisi Manuel terapi adı verilen elle ameliyat yapan bir doktor. Teşhis; bel fıtığı ve ciddi omurga problemi. Tomografi istendi... İkinci doktor, 60 yaşlarında bir Rus. Bizim aksakallı, nur yüzlü dediğimiz bir görüntüye sahip. Kapısında insanlar sıraya giriyor, tedavi için 1-2 saat beklemeyi göze alıyorsunuz. Evinin yanında küçük bir kulübede hastalarını kabul ediyor. İçerisi bitkisel ilaçların olduğu kavanozlarla dolu. Küçük bir hasta sediri, elektrikli bir soba, bir minder, eski, kara, kalın ansiklopedilerle dolu bir kitaplık... Doktorlar hakkındaki düşüncesi; 'hepsi kafadan çatlak!' Bir saatlik bir sıra probleminden sonra içeri girmeyi başardık, önce elime bakıp gelecekle ilgili birkaç şey söyledi, arkasından bir tabure uzatıp oturmamı söyledi. Kendisi de bir mum yakıp, mindere oturdu. Ve bir dua okumaya başladı, o okurken hissettiğim şeyin adını koymakta hala zorlanıyorum; kalbim, sanki bir kapağı varmış gibi ortadan açıldı ve okuduğu her neyse kalbimden içerilere ulaştı, dua bittiğinde kalp açıldığı gibi kapandı. Beni ayağa kaldırdı ve sediri göstererek 'uzan, belinde ve omurganda problem var.' dedi... Hepsi bu kadar, teşhis bir dua yardımıyla, kalbime bakılarak konuldu... Bu kadar basit... Bu kadar karmaşık... Önce jele benzeyen bir şeyler sürdü belime, ağrı sızı kalmadı akşama; ertesi gün eliyle omurgamı düzeltti, kemiklerimin çıtlayan sesi hala kulaklarımda... Sonuç; iki günde ayaktayım! Arkadaşlarım bu bir mucize olmalı diyor, bense hala şaşkınlık içindeyim... Birlikte gittiğim arkadaşım ise beli düzeldiği yetmiyormuş gibi, bir de okunmuş suyu içerek böbrek taşlarını düşürdü... Üçüncü doktor; bioenerji uzmanı. Yine bir sehpa üzerine mumlar yakılıyor. Sandalyeye oturuyorsunuz, arkanızda Manuel'in İncili okunuyor sessizce. Yine adını koyamadığınız tuhaf şeyler oluyor yüreğinizde, vücudunuzda bir ürperti hissediyorsunuz. Kuran’a alışık kulaklarınız ve kalbiniz, İncil'e de itiraz etmiyor. Aynı duygular... Aynı titreyişler... Aynı anımsamalar... Sonra uzman, mumu eline alıyor ve üzerinizde gezdirmeye başlıyor dualar eşliğinde. Hasta olan bölgelere gelindiğinde mum sönüveriyor! Görünüşte tam anlamıyla bir şov, ancak ya hisleriniz? İşte onları açıklayabilmek mümkün değil..... İşte Fuzuli'de bile geçen mum hadisesi... Hıristiyanlar cennete girecek mi, İncil'in değişmeyen ayetleri mevcut mu, mum; bizim dilek amacıyla ağaçlara bağladığımız çaputlar gibi gerçekten batıl bir inanç objesi mi, alternatif tıp, Lokman Hekim'den beri varlığını koruyan hakiki tıp mı, insanların yaydığına inanılan, ruhsal enerji dalgaları gerçekten var mı, dua yoluyla teşhis ve tedavi inkar edilemeyecek bir hakikat mı, insanoğlunun tüm vücudunun şifresi kalpte mi ve bu şifre okunabilir mi????... Soruları dilediğiniz kadar çoğaltabilirsiniz ancak cevaplarını kim bilebilir ki…
Kayalık |
