NEMRUT6/4/2007 | 23:23
NEMRUT’UN MEDENİYETLERLE BARIŞ HALAYI
Gökyüzünün ve yeryüzünün eşsiz senfonisinin terennüm ettiği yer; Nemrut Dağı…Acıların, umutların, aşkların ve isyanların ilahi güzelliklerle motiflendiği yalnız şehir. Yalnızlığıyla kalabalıklaşan, sarp ve çıplak kayalarından giydiği gelinliğiyle Mecnununu bekleyen çöle düşmüş bağrı yanık bir Leyla. Soğuk geceler, keskin rüzgarlar, güneş ve yıldızlar bir de tabiatının yalnızlığını yüreğinde yaşayan insanlardır en yakın dostları. Hep beraber Rabbe kavuşmayı beklerler hüzünlü bir sessizlikle. Kimileri kibrinin putlarını döşemiş Nemrutun doruklarına, kimileri de secdesinin görkemini nakşeylemiş ebediyetin kitabelerine. Ne büyük bir cennet yüce Rahmana aşkla yapılan secdeden nasibini alana , ne amansız bir cehennem kibrin kördüğümünde ilahi aşktan bihaber olana…Habil ve Kabil ırkının savaşıyla başlayan yeryüzü masalımız nerde ve ne zaman biter bilinmez. Nemrut, isyanlarımızın ve secdelerimizin şahidi. İbrahimi kıyamların dirildiği, Nemrudi kibirlerin alaşağı edildiği yer… Hani peygamberimiz Uhud dağını sevmişti, Uhud dağı da peygamberimizi (s.a.v.) sevmişti. Nemrut Dağı da bizi sever midir?
Nemrut’a kar yağar…Çıplak ayaklı çocukların kartopu şenliğiyle renklenir Kahta’nın çamurlu sokakları. Oyuncaklarının çokluğundan artık sıkılmış batılı çocukların bunaltısı yoktur Kahta’nın çocuklarında. Çünkü çamurdan araba yapmanın ve bozmanın tadı başkadır. İnsanın kendi el emeğinden ve kendi hayallerinden bıktığı görülmemiştir. İnsanız ya üşürüz, üşümenin de tadı vardır. Çatırdayan odun seslerinin fon müziğinde, sobanın üstünde kaynayan çayın bir bardak buğusunda batının modern bilim kurgu filmlerinin yerini dolduramadığı ninelerimizin ve de dedelerimizin hikayelerini dinlemenin tadı. Tandır ekmeği ve tezek kokusu dershanelerinde vatan kurtarma hayalleriyle üniversiteye hazırlanan gençlerin terleyen bıyıklarında uyanır yeni gün. İnsanız ya kaygılarımızda aynıdır; geçinme kaygısı, evlenme kaygısı, çocuk kaygısı, okul kazanma kaygısı…Belki türkülerimizin tınısı farklıdır ama acılarımız da aynıdır sevinçlerimiz de. Her anne baba evladı ölse bağrı yanar, can damarı kesilir, her sevgili yarine kavuşma arzusuyla şiirler yazar, her çocuk bir şeker aldığında yüzünde güller açar. Ama işte insanız ya kavgalarımızda vardır, hırslarımız da ve korkularımız da…Dünya döner, dünya ile birlikte Nemrut da döner Ve Nemrut’a hüzünlü bir kar yağar…
Kırgın düşlerle yollara düşen yeryüzü yolcularının gönülleri nasıl avutulur? Güneş aşıklarını sen ağırlarsın ey Nemrut! Tarih kokusu sendedir, gelecek sevdaları sendedir. Yolcularını boş göndermezsin, bir tarafta Kommagene ikramındır, diğer tarafta tabiatla güneşin halayını perdelersin. Ölümsüzlüğü ve tanrılaşmayı arzulayan Kommagane kralı Antiochus’un yenilgisini Antiochus’un görkemli mezarında sergilersin. Eski Kahta kalesi, Arsemia kalesi, cendere köprüsü, karakuş tepesi ve güneydoğunun acılı, bağrı yanık insanları eteklerini süsler. Bir zamanlar tarih ve tabiat aşığı Terasa Goel seninle tanışmıştı. Gecenin dondurucu soğuğunda, gündüzün kavurucu sıcağında senin hazineni bulmaya çabalarken, sana aşık ve sana ait olmuştu. Her bir taşına ve toprağına dokunmuştu Kommagane’nin fani kalıntılarını ararken. Sonunda senden ayrıldı ve ayrılığı uzun sürmedi. Ölü bedeninin külleri senin üzerinde savruldu. İşte Amerikanın çocuğu Terasa Goel seninle böyle kavuşmak, böyle ebedileşmek istemişti. Geçmiş ve gelecek, gökyüzü ve yeryüzü, doğu ve batını sende buluşur, sende barışır. Her yalnız gönül seninle arkadaştır, her dertli aşık seninle kardeştir. Zamanın ve insanlığın şahidi ey Nemrut dağı, biz seni sevdik sen de bizi sever misindir?
Emine ORUÇ
@
